EVRİN GÜVENDİK Ankara – Nisan 2023 ve Ocak 2025’te İstanbul ve Şanlıurfa’da yaptıkları araştırmada, dijital riskleri çocukların gözüyle tespit etmeye çalıştıklarını söyleyen Semerci, “Yaşadığımız çağda dijital artık reddedemeyeceğimiz bir alan ve bunun altına doğru göstergeleri, riskleri ve fırsatları koymalıyız” dedi.
Çocukların farkı
Semerci, araştırmanın bulgularına yönelik şu bilgileri verdi: “Çocukların gözünde ‘dijital olan dünya’, ‘dijital olmayan dünya’ diye bir ayrım yok. Dijital ortam çocukların olağan akışıdır ve dijital ortam sadece sosyal medya değildir. ‘15 yaş altına sosyal medyayı yasaklamak, yasaklamamak’ tartışmasının çok ötesinde bir şeyden bahsettiğimizi anlamamız gerekiyor. Çünkü o ilişkilerin de şekillendiği bir yer ve çok farklı kullanımları var; tek bir türden bahsetmiyoruz. Türkiye ve dünyada var olan eşitsizlikler, sınıfsallıklar, kesişimsel kırılganlıkların hepsi dijitale yansıyor ve o yüzden artık ‘dijital dünya’ yerine biz ‘dijital alan’ demeye çalışıyoruz, çünkü dünya dijitali de içeriyor. Şu an dijitalin risklerini konuşuyoruz ama dijitale erişememek de ciddi bir risk ve yoksunluk. Örneğin pandemide evde bir tane cep telefonu ve 4 çocuk varsa internete bağlanmak, ödev yollamak, bunları takip etmek, çok büyük bir uçurum yarattı. Pandemideki eğitim kayıplarının büyük kısmı bundan geldi. Urfa’da bazı kız çocukları bize evden çıkamama hâlinde dijital dünyanın ona dış dünyanın kapılarını açmasını anlattı. Yani sadece bir risk değil dijital, aynı zamanda bir fırsat. İkisini birlikte ele almak gerekiyor.”
Semerci, çocukların fiziksel dünyada yeteri kadar sosyalleşemezken, kendisine yeterince alan açılmamışken dijital alanda var olabildiğine işaret ederek “Kimlik inşası üzerinde çok büyük etkisi var, özellikle alternatifini üretemiyorsak. Okul içinde ona başka alanlar açamıyorsak, okul dışı faaliyetlerini yapacağı başka alanlarımız yoksa çocuk dijital alanda sosyalleşmeyi gerçekleştirebiliyor, gerçek olmayan hayatlar da gerçek olarak algılanabiliyor çocuk tarafından. Ancak yasaklamaktan çok, risklerle karşılaştıklarında onların güvenli bir biçimde bizlere gelmesini sağlamamız ve onların dayanıklılığını yükseltmemiz, mümkünse de ellerinden o aleti bırakacak başka alanlar yaratmamız gerekiyor. Kendimize de ayna tutmamız gerekiyor. Çünkü ebeveynler olarak telefon kullanımımız yoğun. Çocuk size bir şey anlatırken enerjinizi ve dikkatinizi ona veriyor musunuz? Hepimiz için bir test bu. Çoğumuz bu araçların yoğunluğundayız” diye konuştu.
Eğitim sistemine de dikkat çeken Semerci, okulların ve eğitimin akademik başarı ve sınavlara odaklı olduğunu belirterek “İnanılmaz büyük bir uçurum oluşmuş durumda, başarılı çocuk ile başarısız çocuk. Başarısız çocuk bunu çok içselleştiriyor. O yüzden de aslında okula gitmek onun için sadece başarısızlığı tekrar hissettiği, o yoksunluğu tekrar hissettiği bir şeye dönüyor. Okul, sadece başarılıların yüksek sınav sonuçları aldığı bir yer değil, sosyalleştiğimiz, öğrendiğimiz, birlikte yaşamayı öğrendiğimiz kapsayıcı bir alan olarak kurgulanmak zorunda. 8’inci sınıf sınavı özellikle çocukların ergenlikleriyle de örtüştüğü için ailelerde ve çocuklarda çok ciddi zarar yaratıyor” ifadelerini kullandı.
‘Dijitale erişememek ciddi bir yoksunluk’
